Elena, bir zamanlar sanat dünyasının en parlak umuduymuş, ta ki yıkıcı bir gece ilhamını çalana ve onu resim yapamaz hale getirene kadar. Şimdi yirmi sekiz yaşında olan Elena, adını koyamadığı bir geçmişin gölgesinde saklanarak, başkalarının başyapıtlarını restore ederek hayatta kalıyor. Bir çatı katı partisinde tesadüfen Adrian'la, kendi gizli yaraları olan karizmatik bir mimarla karşılaşınca, sonsuza dek gömdüğünü sandığı bir şeyi yeniden hissediyor: umudu.
Aralarındaki kimya anında ve tehlikelidir; kayıp duygusunu aşktan daha iyi anlayan iki insanın çarpışmasıdır bu. Adrian, Elena'dan yeni kültür merkezi için bir duvar resmi yapmasını istediğinde, profesyonel ilişkileri güven ve arzunun samimi bir dansına dönüşür. Her tutkulu karşılaşma, savunmalarının bir katmanını daha soyarak, daha önce kimseye göstermedikleri yaraları ortaya çıkarır. Ancak Elena yeniden resim yapabileceğine inanmaya başladığı anda, geçmişini mahveden sırlar yeniden yüzeye çıkar.
Elena'nın çöküşüne tanık olan galeri sahibi Marco, ne pahasına olursa olsun onun sessizliğini ve imzasını istiyor. Ayrı yaşadığı annesi Clara, Elena'yı iyileştirebilecek ya da tamamen yıkabilecek bir itirafla geri dönüyor. Ve Adrian'ın kendi geçmişi, Elena'nın hayatının alt üst olduğu geceyle bağlantılı bir gerçeği gizliyor; bu gerçek, kurdukları her şeyi yok etmekle tehdit ediyor.
Bir yıl süren dönüştürücü bir süreçte Elena, ilk kez gerçekten görülmenin, yani aşkın bu riske değip değmeyeceğine karar vermek zorundadır. Galerilerin zeminlerinden çatı bahçelerine, sessiz fırça darbelerinden yüksek sesli itiraflara kadar, iyileşmenin düz bir çizgi değil, bir dizi cesur, kusurlu fırça darbesi olduğunu öğrenir. Sonunda yarattığı başyapıt bir resim değil, yeniden kazanılmış bir hayat olacaktır.