Ben Zeynep... İstanbul'un ışıkları altında büyümüş ama kanımda Güneydoğu'nun dağlarını, aşiretimin kadim yeminlerini taşıyan bir kadınım. Babam Halil Karaaslan, üç aşiretin hüküm sürdüğü toprakların mutlak hakimi, annem Sultan ise o toprakların en asil kanını taşıyan bir aşiret kızıydı. Ben de bu iki güçlü kanın birleşiminden doğdum. Şehirde okudum, şehirde büyüdüm ama hiçbir zaman o toprakların bağını koparamadım. Çünkü Karaaslan aşiretinin kızları özgür doğmaz, onlar kaderlerine zincirlerle bağlanarak doğarlar.
Yirmi üç yaşıma girdiğim gün, hayatımın en karanlık virajına savruldum. Yıllar önce babamın kardeşi ile Yıldırım aşireti arasında başlayan kan davası, onca yıldır dinmemiş, aksine her geçen gün daha da derinleşmişti. İki aşiret arasındaki nefret o kadar büyüktü ki, akan her kan yeni bir yemin doğuruyor, her yemin yeni bir mezar kazıyordu. Ve sonunda barışın tek bir yolu kaldı: berdel. Ben, Karaaslan aşiretinin en büyük kızı, düşmanımızın oğluna verilecektim. Karşılığında onların kız kardeşi de bizim aşirete gelecekti. Böylece kan duracaktı, en azından öyle sanıyorduk.
Demir Yıldırım... Onu ilk gördüğüm gün, düğün gecemin o karanlık odasında, gözlerindeki ateşi gördüm. O ateş hem beni yakacaktı hem de beni yeniden doğuracaktı. Demir, babasının aşiretinin yeni reis adayıydı; sert, acımasız, karanlık sırlarla dolu bir adam. Ama o karanlığın içinde saklanan şey, beni kendine çekecek kadar güçlüydü. Ve ben, nefret etmem gereken adama, her geçen gün biraz daha fazla bağlanıyordum.
Bu hikaye sadece benim hikayem değil. Bu hikaye, iki aşiretin arasında sıkışmış kalplerin, kanın ve aşkın birbirine karıştığı o ince çizginin hikayesi. Bu hikaye, berdelin soğuk duvarları arasında filizlenen bir tutkunun, intikam yeminlerinin gölgesinde büyüyen bir sevda'nın hikayesi. Ve bu hikaye, benim... Zeynep'in, kendi kaderini yazmaya karar verdiği gün başladı.
📱 Tüm bölümleri okumak ve okudukça da para kazanmak için uygulamayı indir!
Uygulamayı İndir