DESENLERİN SIRRI

Bir zamanlar, Anadoluda, ince uzun kemerlerin, mavi çinilerin ve yüksek minarelerin olduğu bir şehirde Numan adında meraklı bir çocuk yaşarmış. Babası, cami süslemelerinde çalışan meşhur bir sanatçıymış.

Numan her gün babasını izler, onun cetvel ve pergel ile saatlerce uğraşarak çizdiği yıldızlara, çokgenlere, zikzaklı çizgilere hayran kalırmış.

Bir gün dayanamayıp sormuş:
“Baba, neden hep aynı desenleri tekrar tekrar çiziyorsun? Hem yıldızın nesi bu kadar özel ki?”

Babası gülümsemiş ve yavaşça pergelini eline alarak bir yıldız çizmeye başlamış.
Yıldızın içine bir sekizgen, onun içine bir başka yıldız, sonra başka bir desen daha… Desen büyümüş, iç içe geçmiş, döne döne ilerlemiş.
Sonra babası elini durdurmuş ama desen hâlâ devam edecekmiş gibi görünüyormuş.

“Gördün mü oğlum?” demiş.
“Bu desenin başı var ama sonu yok. Çünkü biz bu desenlerle Allahın sonsuzluğunu anlatırız. Her çizgi uyum içinde, her köşe bir diğerine bağlı. Tıpkı gökkubedeki yıldızlar gibi… Hepsi yerli yerinde ama sonsuza kadar uzanır.”

Numan büyülenmiş.
“Yani sen sadece süs yapmıyorsun… Evrenin sırrını mı çiziyorsun baba?”

Babası gülümseyerek başını sallamış.
“Evet evladım ve bunu sadece pergel ve cetvelle yapıyoruz. Çünkü kalpten gelen çizgi hiç şaşmaz.”

O günden sonra Numan da babasının yanına oturup desen çizmeye başlamış.
Ve her çizgiyi çizerken içinden sessizce fısıldamış:
“Bu bir sanat değil… Bu bir dua.”

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir